Kayıtlar

Temmuz 6, 2014 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Cennet-cehennem yaratılırken

Rabbimiz Teâlâ Hazretleri, Cennet'i yarattıktan sonra Cebrail Aleyhisselam'a emretti: – Git kullarım için hazırladığım Cennet'i gez, gör. Nasıl bulacaksın, gel haber ver. Cebrail Aleyhisselam gidip Cennet'i gezdi, içindeki şaşkınlık veren özellik ve güzellikleri hayranlıkla temaşadan sonra gelip dedi ki: – Rabbim, böylesine eşsiz güzelliklerin toplandığı bir yeri kimse bırakmaz. Hemen herkes buraya koşar. Rabbimiz bundan sonra Cennet'in bir bakıma fiyatı sayılan, ödenmesi gerekli faturaları Cennet yoluna dizdi, nefsin hoşuna gitmeyecek vazifeleri sıraladı, görevleri yığdı ve Cebrail'e: – Bir de şimdi git Cennet'i gör, buyurdu. Cebrail Aleyhisselam bu defa Cennet'in yolundaki ücreti sayılan fatura mesabesindeki dini görevleri, ahlâki vazifeleri gördü, nefsin hoşuna gitmeyecek emirlere baktı ve dedi ki: – Rabbim, buraya kimsecikler gelmez! Bundan sonra Rabbimiz: – Bir de Cehennem'i gör, orasını incele! buyurdu. Cehennem'i ...

Cenneti Arayan Adam

Bir gün Harun Reşit’in karısı, beyine şöyle diyor: Allah’a hamd olsun ki bu dünyada saraylarda rahat ve mutluluk içinde yaşıyoruz. Rabbimiz bize ahirette de böyle hatta daha iyi şartlarda yaşamayı nasip etse keşke diyor. H.Reşit de inşallah hanım kim istemez ahiret mutluluğunu diyor. H. Reşit dışarı çıkıp dolaşırken Behlül Dana’nın yeri kazdığını görüyor ve takılmadan edemiyor: Hayırdır Behlül yine ne işler çeviriyorsun? Diye soruyor. O da Cennet arıyorum diyor. Harun Reşit, “Yapma Behlül! Burada Cennet aranır mı? diyor. Behlül de taşı gediğine koyuyor: Sen sıcak yatağında hanımının yanında cennet arıyorsun oluyor da burada neden olmasın? Diyor.

Cennetten satın alınan bahçe

  Kalp gözü açık bir insandı. Şam’da oturuyordu. Bir ara şehirde büyük bir kıtlık çıkmıştı. Halkın büyük bir kısmı bu krizden etkilenerek bahçelerini ve arazilerini ucuz fiyata satmış, başka yerlere göç etmişlerdi.     Hanımı, bu fırsatı değerlendirmek arzusundaydı. Boynundaki çok değerli gerdanlığını vererek, kocasından bir bahçe satın almasını istedi.     Kalp gözü açık zat, gerdanlığı sattı. Aldığı parayla bahçe satın almayıp, onu krizden çok zarar gören fakirlere sadaka olarak dağıttı.     Eve dönünce hanımına:     – Gerdanlığı sattım. Onunla Şam’da güzel bir bahçe satın alacaktım. Ama baktım ki, insanlar zor durumda. Kıtlık sebebiyle, muhtaçların sayısı bir hayli fazla.     Bunun üzerine, Şam’da bahçe satın almaktan vazgeçip cennette bir bahçe satın almayı düşündüm. Ve gerdanlığın parasını fakir halka sadaka olarak dağıttım. Gerçi Şam’da bir bahçe satın alamadım ama, İ...

Kabir azabı Kaldırıldı.

Büyük Veli İbrahim Gülşenî hazretleri, bir kabir ziyareti yaparken, kabirdeki kişinin azap içinde olduğu kendisine gösterilmişti.    Bir zaman sonra, tekrar o kabrin yanından geçerken azabın kaldırılmış olduğuna şahit oldu. Bunun nasıl gerçekleştiğine hayret etti. O sırada kendisine bir sesleniş geldi.    Deniyordu ki:    – Bu kabirde yatan kimsenin küçük bir çocuğu vardı. Annesi o çocuğu okumaya gönderdi. Çocuk Allah ismini söylemeyi öğrenince, söylediği Allah ismi-i şerifi hürmetine babasının azabı kaldırıldı...

Elhamdülillah Müslümanız

Kafkas kartalı diye anılan Şeyh Şamil, çarlık Rusyasının düzenli ordularına karşı Kafkasyanın bağımsızlığı için bir avuç fedakar ve sadık adamıyla uzun yıllar çarpışmıştı... Onların her türlü imkana sahip orduları karşısında, çetin mücadeleler vermiş; ama kahraman askerleri de dahil olmak üzere eksilen hiçbir şeyi yerine koyamadığı için sonunda mağlup olup esir düşmüştü.Tabi ki Rus Çarı, cesaret ve kahramanlığına hayranlığından dolayı onu bir esir gibi değil, bir misafir gibi karşılamıştı. Üstelik sarayında Şeyh Şamil için bir de ziyafet düzenledi. Rus askerlerini de aileleriyle birlikte yemeğe davet etti...     Dağlarda yaptığı mücadele esnasında aylardır tam olarak karnını doyuramamış olan Şeyh Şamil iştahla yemeğini yiyordu ki; Rus Çarı onun bu haliyle istihza etmek istedi. Etrafındakilere;    - Bu adam bu iştahla korkaım bizide yer!!! dedi.    Çarın bu alaycı sözünü duyan Şeyh Şamil, bu lafın altında kalırmı? Gümbür gümbür...

Ahirette Zaman

Hz. İsa döneminde adamın biri Hz. İsa'nın peygamberliğine inanmaz ve derki - Madem peygambersin bir mucize gösterde inanayım sana ya İsa. Hz. İsa nın mucizelerinin en büyüğü ölüleri diriltmesidir. Hz. İsa da adama dönerek benimle gel o zaman diyerek kabre götürür adamı ve kabre seslenir. - Sana ALLAH ın adı ile sesleniyorum yattığın yer den kalk ve bize haber ver. Mezar ortadan ikiye ayrılır ve kabrin içindeki zat mezarından doğrularak kalkar. Hz. İsa : -Mezarda ne gördündün ne yaşadın haber verder. Mezardan kaldırdığı zat hem imanlıdır hemde 500 yıl geçmiştir vefatından. Mezardan Kalkan Zat: - Ya İsa ben vefat ettiğimde bir huri gelip boynuma inciden bir kolye taktı ben kolyeyi çok beğendim ve kolyeye bakarken kolye birden koptu ve inciler yere saçıldı. İşte tam ben incileri topladım derken sen beni çağırdın. Ve adam bu olay karşısında Hz. İsa'ya iman eder ve İsevi (Hristiyanlık hak din iken Hz. İsa'ya inanlar hristiyan değil isevi olarak çağrılıyordu. Günümüzd...

Ateşe dayanacağın kadar günah işle

Bir gece vakti bir padişahın kızı bir alimin evinin kapasına gelir ve kapıyı tıklar alim şaşırır fakat kızı içeri alır mecburen (o zaman alimlerin bulundukları yer bir odadan daha küçüktür)kız bir köşede oturur işte sınav başlar alim nefsiyle savaşmaya başlar şeytan vesvese verir.Şeytan her vesvese verdiğin de alim elini yana mumun üzerine götürür.Ve kendi kendine 1sn dayanamadağım ateşe nasıl bakayım kıza. Öbür dünyada belki bunun 10 katı yanarım.Ve sabah kız saraya gider padişah alim çağırır teşekkür eder alimin kolu sarılıdır padişah sorar kolun neden sarılıdır.Alim de anlatır.Meğer kolu sarılı olmasının sebebi sabaha kadar şeytan vesvese vermiş oda şeytan ne zaman vesvese verdiğinde elini muma götürmüş.padişahda kızını alimme vermiştir. İşte arkadaşlar insan ateşe dayanacağı kadar günah işlemeli.İnsab 1 sn ateşe dayanamıyor nasıl o kadar günah işliyor bilinmez ama ne yazıkı bize günah işlediğimizde bile farkına varamıyoruz. İnsan 1 dk zevk içim acaba kaç yıl ateş de y...

Soğan Al Soğan Sat

Birgün adamın biri Behlül'e akıl danıştı: - Ey Behlül Dana, ben zengin olmak istiyorum, bana ne tavsiye edersin? Behlül bir an düşünüp cevap verdi: - Demir al, demir sat. Demir ticareti eski çağlardan beri kârlı bir iş olarak biliniyordu. Çünkü demir hiç fire vermeyen, daima üstüne koyan bir maddeydi. Adam Behlül'ün tavsiyesine uyup demir ticaretine başladı ve gerçekten kısa zamanda dilediği gibi zengin biri oldu. Zengin olduktan sonra Behlül için "Bu ne budala adam, verdiği akılla herkes köşeyi dönüyor, kendisi fakirlikten kırılıyor" diye düşündü. Bir zaman sonra Behlül'ün karşısına çıktı, yeni bir akıl danıştı: - Ey Behlül Divâne (Dana yerine aptal yerine koyarak divane diyor) ben demir alıp satmaktan yeterince zengin oldum. Biraz da başka bir iş yapayım. Bu sefer ne tavsiye edersin? Behlül adamın içini dışını bildiğinden onu kötü niyetine kurban edecek bir tavsiyede bulundu: - Soğan al, soğan sat. Soğan ticaretinin de riskli işlerden biri...

FAKİR VE KÖR

Kibirli ve zengin birisi kapısına gelen bir fakire bir şey vermediği gibi, onu hem paylar hem de kapıyı yüzüne kapatır.. Zavallı fakir içlenir; bir tarafa çekilir ve oturur, ağlamaya başlar.. Bir kör, onun ağlamalarını duyar. Kalkar yanına gelir, niçin böyle üzgün olduğunu, ağladığını sorar. Fakir olanı biteni anlatır. Kör, teselli vererek, üzülmemesini, kendi evine gelmesini, evinde kalmasını, ekmeğini çorbasını kendisiyle paylaşmasını ister ve ısrarda eder. Fakir onun içtenliği ve ısrarı karşısında kabul eder, onunla gider. Kör ona karşı çok güzel bir konukseverlik gösterir. Fakirin, hem karnı doyar hem de gönlü hoş olur. Gönlü öyle hoş olur ki, o hoşnutluk içinde: - Sen bana evini açtın, sen bana gönlünü açtın, Kadir Mevlam da senin gözünü açsın, diye dua eder. Gece olur, körde bir gariplenir bir gariplenirki, o gariplik içersinde gözünden birkaç damla yaş damlar, gözleri birden açılır. Görmeğe başlar. Körün görmesi ile ilgili haber bir anda şehirde yayılı...

Cüneyd Suavi Bir Anı

Trende yan yana oturduğumuz adam. Karşımızdaki delikanlıya nutuk çekiyor ve; - Sigara efkâr dağıtır, diyordu. Yak bi tane. Çocuk, adamın kendisine uzattığı sigarayı kibarca reddederek: - Sağ olun, diye cevap verdi. Kullanmıyorum. - Amma yaptın ha, dedi adam. Yoksa annen mi kızar? Bu lâflar, çevremizdeki yolcuların gülüşmelerine yol açmış. benimse fena halde canımı sıkmıştı. Uyumak niyetiyle kapattığım gözlerimi aralayarak delikanlıya baktım. 20-22 yaşlarında olmalıydı. Son derece temiz bir ifadeye sahip olan yüzü adamın söylediklerinden sonra hafifçe kızarmıştı. Adam: - Herhalde sen aslan sütü de kullanmazsın, diye devam etti. Kullanmazsın değil mi? Delikanlı, onun içkiden bahsettiğini anlamıştı. Bu sefer susmayıp - İçki haramdır, dedi. Elbette kullanmıyorum. Konuşmaları, benim olduğu kadar, ayakta seyahat eden yolcuların da dikkatini çekmiş olmalıydı. Herkes kulak kesilmiş, onları dinliyordu. Adam: - Peki, dedi. Ya Milli piyangoya ne dersin? Hani şu televizyonda rek...

Niyet Önemli

İnsanların her devirde bişeylere taptığı hepimizce malumdur. Yİne insanlerın sapıtıp da epeyce yaşlı bir ağaca taptıklarını duyan abidin biri hemen eline bir balta alır ve o ağacı allah rızası için kesecem der ve yola koyulur.bu abid yolda yürürken şeytan yoluna çıkar ve ey abid nereye der.abidde ileride bir ağaç var insanlar ona tapıyorlar ben de allah için onu kesmeğe gidiyorum der.şeytan ise hayır onu kesemessin izin vermem der.abid hayır kesecem der vel hasıl aralarında münakaşa başlar birbirleriyle kavgaya tutuşurlar üç defa üst üste abid şeytanı yere çalar.şeytan bakar ki güç yetiremiyor. ey abid der ben sana her gün bir altın yatağının altına koyacam.sen de o ağacı kesmekten vaz geç.abit biraz tereddüt ettikten sonra altınların cazibesine dayanamaz ve teklifi kabul eder.abid evine gelir yatar sabah kalkınca hemen yastığının altına bakarki bir altın var ertesi gün yine altın var.üçüncü gün yine bakar ki altını göremez.abid bu şeytan beni kandırdı der baltayı kaptı...

Rüyada Verilen Ceza

Mağripte, itibârlı bir âlim olan Ebü'l-Hasan; İmâm-ı Gazâlî Hazretleri’nin İhyâ kitabını okuyunca “Sünnete muhâlif” diye beğenmemiş ve müslümanların elindeki İhyâ kitaplarının toplanıp yakılmasını emretmiş. Cumâ günü yakılmasını kararlaştırmışlar. Ebü'l-Hasan cumâ gecesi rüyâsında ders okuttuğu câmie girmiş. Bakmış ki câminin köşesinde parlayan bir nûr; Resûlüllâh Efendimiz (s.a.v.), Hz. Ebû Bekr ve Hz. Ömer (r.anhümâ) ile oturuyorlar. Bu arada İmâm-ı Gazâlî de elinde İhyâu Ulûmi’d-Dîn, kitabı ile huzura gelerek: “Ey Allâh'ın Resûlü! Şu kimse benim hasmımdır.” dedi ve İhyâ kitabını Resûlüllâh'a verip: “Yâ Resûlallâh, şu kitaba bakınız, eğer bu kimsenin dediği gibi bunda sünnete muhâlif bir şey varsa, ben Allâhü Teâlâ’ya tevbe ettim. Eğer dîne muvâfıksa, bu adamdan hakkımı alıp beni sevindirin.” dedi. Bunun üzerine Resûlullâh (s.a.v.) İhyâ kitabını baştan sona göz gezdirdi ve; “Vallâhi bu çok güzel bir şeydir.” buyurduktan sonra Hz. Ebû Bekr'e (r.a.)...

Ağlayan Ağaç

Bir bahçenin ortasındaydı, her zaman neşeliydi, güler yüzlüydü. Bahçedeki ağaçlara kendi uydurduğu masalları anlatırdı. Böylece aradan uzun yıllar geçti. Eski evler yıkılıp apartmanlar yapılmaya başladı. Bahçe asfalt yol oldu, ne dut ağacı kaldı, ne erik, ne armut ağacı.. Hepsi birer birer kesildi. Sadece çınar ağacı kaldı, kabak gibi, yol ortasında. Ara sokaktı orası tek-tük araba geçerdi ama huzursuzdu çınar ağacı. Dostu yoktu, arkadaşı yoktu, masal anlatsa dinleyeni yoktu. Günlerden bir gün minik kuş dalları arasına yuva yapınca keyiflendi ağlayan ağaç. Minik kuşa bol bol masal anlattı, minik kuş da hep dinledi ve öyle bir an geldi ki, minik kuş da masal anlatmaya başladı. Minik kuşun uydurduğu masalları dinleyen ağlayan ağaç, ondan hiç ayrılmamayı diledi. Kargalar rahat vermediler minik kuşa, gelip gidip rahatsız ettiler, yuvasını bozdular. Ağlayan ağacın, sen onlara aldırma, bu işi bana bırak, demesi boşuna oldu. Çekip gidince minik kuş, ağlayan ağaç yine yalnız k...

FAYDALI İŞ

Dine pek inanmayan sabun imalatçısı , bir din adamına: -Sizin anlattığınız dinin dünyaya iyilik getirdiği görülmüyor. Dünya aradan geçen bunca yüz yıla rağmen hala kötü insanlarla dolu.. demişti. O sırada çamur içinde oynayan küçük bir çocuğun önünden geçiyorlardı. Din adamı dedi ki: -Sabunun da dünyaya pek fazla iyilik getirmediği anlaşılıyor. Zira dünyada hala pek çok pislik , pek çok pis insan var. Sabuncu itiraz etti: -Ama sabun kullanıldığı zaman faydalıdır. Din adamı taşı gediğine koydu: -Evet din de öyle. Uygulanırsa ve yaşanırsa dünyaya iyilik getirir

Zulmün

Adaletiyle meşhur İranlı hükümdar Nuşerivan ziyafet veriyordu. Ancak yanlarında tuz yoktu. Getirsin diye bir hizmetçi gönderdiler. Nuşerivan: -Tuzu para ile al , gasp etme ki bedava alma adeti çıkmasın , memleket zulüm ile harap olmasın , dedi. -Bir tuzdan ne zarar gelir? diye soranlara Nuşerivan şu cevabı verdi: -Cihanda zulmün temeli ufacık bir şeydi. Ama her gelen onu büyüttü. Nihayet şimdiki duruma ulaştı.

Dost

Bir zat mezarlar arasında tek başına oturmaya başlamış , insanlarla görüşmeyi kesmişti. Kendisine : -Neden böyle yapıyorsun? diye sorulduğunda şu cevabı verir : -Tek başıma oturmaktan daha selametli, kabirlerden daha ibretli ve kitaplardan daha faydalı bir dost bulamadım da ondan.

ALLAH SENİN GÖZÜNLE BANA BAKIYOR.

Allah’ın varlığını inkâr eden filozof geçinen materyalist mantıklı birisi, inançlı bir dostuna; Alaycı bir eda ile yahu Allah var diyorsunuz nerededir ne yapar? diye sorunca. İnançlı arkadaşı ben Allah’ı bilmeyecek kadar cahil, görmeyecek kadar kör, duymayacak kadar sağır değilim, diye cevap verir. Filozof arkadaşı peki hani nerde diye sorunca; Arkadaşı senin varlığından şüphe ettiğin Allah senin gözünden bana bakıyor, ağzınla benimle konuşuyor, benim konuştuklarımı senin kulağınla dinliyor demiş. Filozof geçinen arkadaşı verilen cevap karşısında şaşkın ve meraklı bir şekilde nasıl diye itiraz edince. Arkadaşı, ses nedir? gırtlaktan herkesin kendine özel frekansta kim çıkarır? Görme nedir? Kafanın karanlık kutusu içinde nasıl gerçekleşir ve kim gerçekleştirir? Duyma nedir? Kulak nasıl algılar, sesleri birbirinden nasıl ayırt eder, manaları nasıl değerlendirir? Siz anladığım kadarı ile anlamak ile alışmayı bir birine karıştırmışsınız. İnsanın Allah’ın mülkünde, yarattığı m...

Allah Kulundan Ne Zaman Razı olur?

Bir talebe hocasına, - Kul Allah Teala'nın kendisinden razı olduğunu bilebilir mi? diye sordu Hocası, - Bilemez, bunu nasıl bilsin ki, Allah'ın rızası gayba ait birşeydir! dedi . Talebe, - Hayır, bilebilir!dedi. Hocası, - Nasıl? diye sordu, Talebe, - Ben kalbimin Allah'tan razı olduğunu görürsem, bilirim ki O da benden razıdır! diye cevap verdi. Bunu işiten hocası, - Ey genç güzel ve doğru söyledin! dedi . Kul Yüce Allah'tan razı olursa, Rabbide ondan razı olur. Kulun aynası ve şahidi kalbidir. Herkes kalbine bakmalı. Kul kalbinde Rabbine ne kadar hürmet ediyor ve onu yüceltiyorsa, kendiside, Hak katında o derece değerlidir

Pınarlar vardır

İkisinde de akıp giden iki kaynak vardır. (RAHMAN/50) Kuşkusuz takva sahipleri gölgeler altında ve pınar başlarındadır. (MÜRSELAT/41) Bu orada bir pınardır ki, adına "selsebil" derler. (İNSAN/18)

Irmaklar vardır

(Eğer böyle yaparsanız Allah) sizin günahlarınızı bağışlar ve sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere, Adn cennetlerinde hoş yerlere koyar. İşte büyük kurtuluş budur. (SAF/12) Öyle yücedir O ki, dilerse sana ondan daha iyisini, altından ırmaklar akan cennetler verir, sana köşkler de yapar. (FURKAN/10) Her kim iyi bir iş yaparsa onun faydası kendisinedir. Kim de kötülük yaparsa zararı yine kendinedir. Sonra hep Rabbinize döndürüleceksiniz. (CASİYE/15) İman edip salih ameller işliyenleri ise, altlarından ırmaklar akan cennetlere koyacağız. Orada ebedî olarak kalacaklar. Onlara orada tertemiz eşler vardır. Onları, koyu gölgeler altında bulunduracağız. (NİSA/57)

Büyük bir zenginlik ve ihtişam vardır

Astarları atlastan yataklara yaslanırlar. İki cennetin de devşirmesi yakındır. (RAHMAN/54) Orada nereye baksan bir nimet ve pek büyük bir mülk görürsün. (İNSAN/20)

Genişliği yer ile göğün genişliği kadardır

Rabbinizin bağışına ve genişliği göklerle yer arası kadar olan, Allah'tan gereği gibi korkanlar için hazırlanmış bulunan cennete koşun! (AL-İ İMRAN/133) Rabbinizden bir mağfirete; Allah'a ve peygamberine inananlar için hazırlanmış olup, genişliği gökle yerin genişliği kadar olan cennete koşuşun. İşte bu Allah'ın lütfudur. Onu dilediğine verir. Allah büyük lütuf sahibidir. (HADİD/21)

Allah'ın rızası ve hoşnutluğu vardır

De ki, size, o istediklerinizden daha hayırlısını haber vereyim mi? Korunan kullar için Rablerinin yanında cennetler var ki, altlarından ırmaklar akar, içlerinde ebedî kalmak üzere onlara, hem tertemiz eşler var, hem de Allah'dan bir rıza vardır. Allah, o kulları görür. (AL-İ İMRAN/15) İman edip de hicret edip, mallarıyla, canlarıyla Allah yolunda cihad edenler, Allah katında en büyük dereceye sahiptirler. İşte bunlar murada ermiş olan mutlu kullardır. (TEVBE/20) Rableri katında onların mükâfatı, altlarından ırmaklar akan Adn cennetleridir. Orada ebedî olarak kalacaklardır. Allah onlardan razı olmuş, onlar da O'ndan razı olmuşlardır. İşte bu mükâfat, Rabbine saygı gösterene mahsustur. (BEYYİNE/8) Ey, Rabbine, itaat edip huzura eren nefis! Hem hoşnut edici, hem de hoşnut edilmiş olarak Rabbine dön. Kullarımın arasına gir. Cennetime gir. (FECR/27-30) Allah mümin erkeklere ve mümin kadınlara, altlarından ırmaklar akan cennetler vaad buyurdu. Orada ebedi kal...

Orada sonsuz bir yaşam vardır

Allah onlara, altından ırmaklar akan cennetler hazırladı. İçlerinde ebedi kalacaklar. İşte o büyük kurtuluş budur. (TEVBE/89) Böyle demeleri sebebiyle Allah onları altlarından ırmaklar akan cennetlerle mükafatlandırmıştır. Orada ebedî olarak kalacaklardır. İşte iyilik yapanların mükafatı budur. (MAİDE/85) İnanıp yararlı işler yapanlara, altlarından ırmaklar akan cennetlerin kendilerine ait olduğunu müjdele! Onlardaki herhangi bir meyveden rızıklandırıldıklarında: "Bu daha önce de rızıklandığımız şeydir" derler ve o rızık birbirinin benzeri olmak üzere, kendilerine sunulacak. Orada çok temiz zevceler de onların. Hem onlar orada ebedî kalacaklar. (BAKARA/25) O gün inanan erkekleri ve inanan kadınları görürsün ki nurları, önlerinde ve sağlarında koşuyor. (Kendilerine): "Bugün müjdeniz altlarından ırmaklar akan, içlerinde ebedi kalacağınız cennetlerdir." (denilir) İşte büyük kurtuluş budur! (HADİD/12)

Cennette müminlerin karşılanışı

Resim
Takva sahipleri o kimselerdir ki, melekler, canlarını hoş ve rahat halde alırlar. "Selam size, yapmış olduğunuz güzel işlerin mükafatı olarak girin cennet'e ." derler. (NAHL/32) Rablerinden korkanlar da bölük bölük cennete sevk edilmektedir. Nihayet oraya vardıkları zaman kapıları açılır ve bekçileri onlara: "Selâm sizlere, ne hoşsunuz! Ebedî olarak içinde kalmak üzere haydi girin oraya!" derler. (ZÜMMER/73) Onlara: "Selametle güven içinde oraya girin" denir. (HİCR/46) İşte onlar, sabretmelerine karşılık cennetin en yüksek makamları ile mükafatlandırılacaklar, orada hürmet ve selamla karşılanacaklardır. (FURKAN/75) Adn cennetlerine girecekler, atalarından, eşlerinden ve zürriyetlerinden salih olanlarla birlikte olacaklar. Melekler de her kapıdan yanlarına girip şöyle diyecekler: "Sabrettiğiniz için size selam olsun. Ahiret yurdu ne güzeldir!" (RA'D/23-24) İman edip salih ameller işleyenler ise, Rablerinin izniyle için...

Cennete yalnızca müminler gireceklerdir

İşte bütün bu hükümler, Allah'ın koyduğu hükümler ve çizdiği sınırlardır. Kim Allah'a ve Peygamberine itâat ederse Allah onu altlarından ırmaklar akan cennetlere koyar. Onlar, orada ebedî olarak kalacaklardır. İşte büyük kurtuluş budur. (NİSA/13) Muhacir ve Ensar'dan İslâm'a ilk önce girenlerin başta gelenleri ve iyi amellerle onların ardınca gidenler var ya, işte Allah onlardan razı oldu, onlar da Allah'dan razı oldular ve onlara, altlarında ırmaklar akan cennetler hazırladı ki, içlerinde ebedi kalacaklar. İşte büyük ve muhteşem kurtuluş budur. (TEVBE/100) İman edip salih ameller işleyenler, işte öyleleri de cennet ehlidirler ve orada ebedî kalıcıdırlar. (BAKARA/82) Allahtan korkanlar, elbette cennetlerde ve pınarların başındadırlar. (HİCR/45) Allah mümin erkeklere ve mümin kadınlara, altlarından ırmaklar akan cennetler vaad buyurdu. Orada ebedi kalacaklardır. Hem de Adn cennetlerinde hoş meskenler vaad etmiştir. Allah'ın rızası ise hepsinden ...

Cennet Komşusu

Vaktiyle padişahlardan biri şehri dolaşmaya çıkmıştı. Tanınmamak için kıyafetini değiştirmiş, yanına da bir kölesini almıştı. Halkın kendi yönetimi hakkında neler düşündüğünü öğrenmek istemisti. Mevsim kıştı. Soğuk her yeri kasıp kovuruyordu. Yolu bir mescide düştü. İki yoksul bir köşede titreyerek oturuyordu. Gidecek başka yerleri yoktu. Onların ne konuştuklarını merak eden padişah yanlarına sokuldu. Fakirlerden şakacı olanı soğuktan şikayet ediyordu: - Yarın cennete gittiğimizde bizim padişahı oraya sokmayacağım! Cennetin duvarına yaklaştığını görürsem, pabucumu çıkarıp kafasına vuracağım. Öteki merakla sordu: - Onu niçin cennete sokmayacakmışsın? - Tabii sokmam. Biz burada soğuktan donarken o sarayında keyif sürsün. Bizim halimizden haberdar olmasın. Sonra da kalkıp cennette bana komşu olsun. Ben öyle komşuyu istemem arkadaş, dedi. Gülüstüler. Padisah kölesine: - Bu mescidi ve adamları unutma! dedi. Saraya dönünce mescide adamlarını yolladı. İki fakiri...

BU ÜMMETİN ÂSÎLERİ

Ümmet-i Muhammed’den, günâhı çok olanlar, Eğer şefâate de kavuşmamışsa onlar,   Azap için, topluca, kadın erkek, genç ve pîr, Cehennem kapısının önüne getirilir.   Cehenneme müvekkel, “ Mâlik ” adlı bir melek, Vardır ki, hayret eder bu gürûhu görerek.   Der ki: “Siz Cehenneme, azâba gelmişsiniz. Fakat nasıl oldu ki, bağlanmamış eliniz?   Kara dahî olmamış birinizin yüzü hem. Sizden güzel kimseler görmedi hiç Cehennem.”   Onlar, buna cevâben söylerler ki: “Ama biz, Hazreti Muhammed’in ümmetine dâhiliz.   Lâkin işlediğimiz fazla günâh ve isyân, Sebebiyle, " Ateş "e lâyık olduk biz şu an.   Ey Mâlik, sen şu anda bırak da bizi bize, Oturup ağlıyalım şu fenâ hâlimize.”   Mâlik dahî onlara, der ki: “Ağlayın, fakat, Bu günkü ağlamanız, vermez size menfaat.”   O böyle söylese de, o...

EHL-İ BELÂ NERDEDİR ?

  Bir nidâ edilir ki: “Ehl-i belâ nerdedir?” Onlar, mahşer içinden huzûra getirilir.   Ve suâl edilir ki: “Allaha ibâdetten, Sizleri, hangi nesne, hangi şey eyledi men?”   Onlar dahî cevâben derler ki: “Hak teâlâ, Dünyâ'da çok vermişti bizlere dert ve belâ.   Mübtelâ olduğumuz o belâ ve dertlerden, Mahrum olduk doğrusu Allaha ibâdetten.”   Denilir ki: “Sizlere çok belâ geldi, evet. Hazreti Eyyûb’a da gelmişti çok musîbet.   Şimdi, bu ikisini edin de mukâyese, Söyleyin doğrusunu hangisi fazla ise.”   Başları, önlerine düşerek onlar hemen, Îtirâf ederler ki: “Çok idi ona gelen.”   Denir ki: “Olmadı da o dertler ona mâni, Sizi mi ibâdetten alıkoydu o yâni?”   Sonra da bir münâdî çıkar ve nidâ eder. Ve der ki: “Nerededir, gençler ile köleler?”   Ehl-i mahşer içinden, onlar da...

ÎMÂNIN KIYMETİ

" Mîzân "da, bir mü’minin günâhı fazla olsa, Cehenneme atılır, şefâat olunmazsa.   Lâkin günâhı kadar yandıktan sonra hemen, Merhamete kavuşup, çıkarılır Ateş’ten.   “Bin sene” yansa bile, " Îmân "ı hürmetine, Kavuşur en sonunda, Allahın rahmetine.   O gün, “ Mîzân ” başına, bir mü’min getirilir. Amelleri tartılıp, günâhı ağır gelir.   Cehenneme gitmesi lâzımken onun, yine, Rabbimiz ona acır îmânı hürmetine.   Buyurur ki: “Halka git, talep eyle  bir ecir. O sevap sebebiyle, sen dahî Cennete gir.”   O mü’min sevinerek, gider ehl-i mahşere. Söyler bu arzusunu bir hayli kimselere.   Bütün ehl-i mahşeri dolaşsa da o ancak, Bulamaz bir kimseyi derdini anlatacak.   Zîrâ kime gidip de, talep etse bir sevap, Mâlesef her birinden, alır menfî bir cevap.   Derler: “Sen o sevâbı, başka...

ŞEFÂAT HAKTIR

“ Allah korkusu ” ile ağlayıp yaş dökenler, İçin de, bir sancağı bağlıyarak melekler,   Verirler onu dahî, “ Nûh aleyhisselâm ”a. Bunların önlerine geçmek ister “ Ulemâ ”.   Derler ki: “Allah için ağlayıp yaş dökmeyi, Onlar, bizden öğrenip geçti daha ileri.”   O zaman bir münâdî nidâ eder: “Yâ Nûh, dur!” Nûh Nebî, bu nidâyı işitip hemen durur.   Sonra, başka bir melek çıkar ve nidâ eder: “Nerdedir Allah için şehîd olan kimseler?”   Şehîdler getirilip, bir yerde durdurulur. Onlar için, safranlı "bir sancak" emr olunur.   Ve “ Yahyâ Peygamber ”e onu teslim ederler. O da, o cemâate olur imâm ve rehber.   Onlar da ilerleyip, geçmek isterler, ama, Onların da önüne geçmek ister “ Ulemâ ”.   Derler: “Onlar, cihâdı bizlerden öğrendiler. Şimdi nasıl olur da, önümüzden giderler?”   Âliml...