Kayıtlar

Temmuz 5, 2014 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

ÂMÂLAR NEREDEDİR ?

Mücrimler, Cehenneme atıldığı zamanda, Yalnız “ Mü’minler ” kalır Arasat meydanında.   Onlar da, güruh güruh geçirilip Sırat’tan, Cennetlere girer ve çıkmazlar hiç oradan.   Hak teâlâ, öncelik tanıyıp “ Âmâlar ”a, Bir münâdî çıkarak, nidâ eder onlara.   Der ki: “Dünyâ'da iken görmekten mahrum olan, Kimseler, sağ tarafa geçsinler hemen şu an!”   Bunlar için, "bir sancak" bağlanır o gün yine, Ve “ Şuayb Peygamber ”in verilir bir eline.   Bu Peygamber, onlara olur imâm ve rehber. Sırat’tan, çok sür'atli geçerler hep berâber.   Sonra da, “Belâlara sabredenler nerdedir?” Diye, ehl-i mahşere bir nidâ daha gelir.   “ Çâresiz illet ”lerden vefât etmiş olanlar, Bu nidâ üzerine, bir yerde toplanırlar.   Hak teâlâ, bâhusus selâm verir onlara. Ve emir olunarak, giderler sağ tarafa.   Sonra, "y...

SIRAT KÖPRÜSÜ

Ehl-i mahşer, bir yere toplanır o gün yine. Siyah bir bulut gelir onların üzerine.   Yağdırır “ Defter ”lerle, o gün “ Sahîfe ”leri. Onlar, gelip bulurlar kimlerse sâhipleri.   O defterler, uçarak, “ Sağ ” veyâ “ Sol ”dan gelir. Bu minvâl gelmeleri, ihtiyârî değildir.   Mü’minlerin defteri, erişir " Sağ " taraftan, Gelir kâfirlere de “ Sol ”dan veyâ “ Arka ”dan.   Hesap'tan sonra dahî, bir nidâ edilerek, Her bir kişi, “ Sırat ”tan geçirilir tek be tek.   Cehennem üzerine kurulur ki bu Sırat, Girerler o köprüye cümle ehl-i Arasat.   Mü’minler, o köprüden geçerek suhûletle, Kurtulup, Cennetlere girerler bu sûretle.   Ve lâkin kâfirlerin, ayakları kayarak, Cehenneme düşerler hor ve hakîr olarak.   Gerçi “ Sırat köprüsü ” denilse de ismine, Benzemez bildiğimiz "dünyâ köprüleri"ne.   Â...

AĞIZLAR MÜHÜRLENİR

Hak teâlâ mahşerde, ilk Cibrîl-i emîne, Suâl eder, sonra da tek tek Resûllerine.   Her Resûl, kendisine inen o kitapları, Allahın emri ile okurlar ayrı ayrı.   Yâni Tevrât ve Zebûr , sonra İncîl ve Kur'ân , Okunur mahşer günü Resûller tarafından.   Daha sonra bir nidâ gelir ki: “Ey mücrimler! Dostlarımın içinden, ayrılın şimdi sizler.”   Büyük bir korku gelir her insana o saat. Gâyet hareketlenir o esnâda Arasat.   Herkes, korku içinde girer birbirlerine. O anda Hak katından bir nidâ gelir yine.   Buyurur ki: “Yâ Âdem, evlâdının içinden, Kimler Nâr’a lâyıksa, onları gönder hemen.”   O dahî “Bin” kişiden, “Dokuzyüz doksandokuz”, Kişiyi, Cehenneme tefrîk eder bâhusus.   “Bir avuç” mü’min kalır arsa-i Arasat'ta, Mü’minlerin " Mîzân "ı kurulur o saatta.   O zaman, bir münâdî  ...

RESÛLLERE OLAN SUÂL

O gün, Nûh, Hûd ve Sâlih Peygamberlerden sonra, “ Hazreti Mûsâ ”yı da çağırır Hak teâlâ.   Şiddetli bir rüzgârda titreyen yaprak gibi, Huzûr-u ilâhîye gelince Mûsâ Nebî,   Hak teâlâ buyurur: “Yâ Mûsâ, sen de yine, Benim vahiylerimi ilettin mi kavmine?”   Mûsâ aleyhisselâm, arz eder ki: “ilâhî! Bana indirileni teblîğ ettim ben dahî.”   Hak teâlâ buyurur : “Çık şimdi minberine. Sana vahy olunanı oku mahşer ehline.”   Mûsâ aleyhisselâm, işbu emre uyarak, Çıkıp okur "Tevrât"ı, gâyet fasîh olarak.   Yehûdî âlimleri zannederler ki hattâ, Tevrât nâzil olundu sanki tam o saatta.   Sonra, nidâ edilir bir de “ Dâvud Nebî ”ye. Gelir o da korkarak huzûr-u ilâhîye.   Hak teâlâ buyurur: “Yâ Dâvud, Zebûr’unu, Cebrâilden alarak teblîğ ettin mi onu?”   O dahî cevâbında arz eder ki: “Yâ Rabbî...

SUÂL – HESAP

Hak teâlâ çağırıp, hem Cibrîl-i emîn’i, Sorunca “Nasıl yaptın sen vahiy teblîğini?”   Der ki: “Bana yâ Rabbî, ne vahyettinse eğer, Harfiyyen Resûllere ilettim birer birer.”   O zaman “ Yâ Nûh! ” diye çağırır cenâb-ı Hak. Huzûr-u ilâhîye gelir O çok korkarak.   Suâl eder ki: “Yâ Nûh, Cebrâil şöyle der ki, Sana suhuf indirmiş, doğru mudur dediği?”   Arz eder ki: “Yâ Rabbî, doğrudur, öyle evet.” Buyurur ki: “Kavminle ne iş gördün, beyân et.”   Der ki: “Gece ve gündüz, yaptım ben teblîğimi. Lâkin yalanladılar onlar nübüvvetimi.”   O zaman “ Ey Nûh kavmi! ” diye nidâ edilir. Onlar, gurup hâlinde huzûra getirilir.   Hak teâlâ, onlara sorar ki: “Ey Nûh kavmi! Nûh teblîğ eyledi mi size benim vahyimi?”   Onlar, inkâr ederek derler ki: “Hayır, yalan! Bir şey teblîğ etmedi O bize hiçbir zaman.”  ...

Mizanın Kurulması

“ Mîzân ”ın iki gözü, yâni kefesi vardır. Biri “Zulmet”ten olup, ikincisi “Nûr”dandır.   Mîzân günü, insanlar secdeye kapanırlar. Lâkin secde edemez kâfir ve münâfıklar.   Zîrâ îmânsızların hepsinin beli o gün, Sanki “ Demir ” kesilip, hiç olmaz secde mümkün.   Kur'ânda, “ Nun sûresi ”, kırkikinci âyeti, Şöyle beyân ediyor bize bu hakîkati:   “Secdeye çağrılırlar mahşer günü cümle halk. Lâkin buna, kâfirler olamazlar muvaffak.”   Herkes secdede iken, Hak teâlâ bu sefer, Şöyle nidâ eder ki, duyar hep ehl-i mahşer.   Buyurur ki: “Bu günün hâkimi benim yalnız. Bana, hiçbir zâlimin zulmü etmez tecâvüz.”   Hükmeder ilk evvelâ hayvânât arasını. Alır “ Boynuzsuz ” koyun, “ Boynuzlu ”dan hakkını.   “ Dağ hayvanları ” ile, her çeşit bütün “ Kuşlar ”, Hepsi, aralarında o gün hesaplaşırlar.   ...

CEHENNEMİN KÜKREMESİ

Emreder Hak teâlâ “ Cehennem gelsin! ” diye. Ona bir korku gelir ve başlar titremeye.   O gelen meleklere, eder çok feryât, figân. Ve der ki: “Ey melekler, Rabbimiz bana şu an,   Azap ettirmek için bir mahlûk halk etti de, Azap mı edecektir onunla bu vakitte?”   Derler ki: “Öyle değil, seninle cenâb-ı Hak, Küffârın cezâsını verecektir muhakkak.   Biz de, bu maksat ile sana geldik esâsen. Sen dahî bunun için yaratılmıştın zâten”.   Onu, yetmişbin " İp "le çekerler kuvvetlice. Ve her ipte, yetmişbin " Halka " vardır bir nice.   Her halkada, yetmişbin vardır ki " Zebânî "ler, Her biri, ayrı ayrı dağları devirirler.   O zaman, " Cehennem "in öyle bir bağırması, Olur ki etrâfına öyle ateş saçması,   O şiddet ve gayz ile gelir bir galeyâna. Yedi kat âsumânı boğar "siyah duman"a. ...